HUKUK DİSİPLİNİ ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR İNCELEME

İçinde bulunduğumuz bu devasa varlık dairesinde her nesne, canlı veyahut olgu bir anlaşılma telaşı içeresindedir. Bu anlama ve anlaşılma eylemleri zincirinde varlıkların anlatmak istediği şeyleri anlayıp, kavramak insanoğlunun evrendeki konumuna ulaşması için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Var olan her disiplinin sebebi ve amacı insanoğlunun ya çevresini kavrayıp kendini anlamaya çalışması ya da kendisini kavrayıp çevresini anlamlandırmaya çalışması ve bunların sonucunda kendisini var olduğu çevrede konumlandırması ve bu çevreyi arzuları yönünde değiştirme çabasının bir ürünüdür. Hukukun da birçok tanımı ve kavranış biçimi olmakla beraber her şeyden önce bir dil olarak anlaşılması gerektiğine inanan insanlardan biriyim. Nasıl ki evrendeki her nesnenin ve canlının bir amacı ve konuştuğu bir lisan varsa hukukun da her şeyden önce anlaşılması gereken bir dili, bir konuşma biçimi, kendine münhasır kalıpları ve bir mantalitesi mevcuttur. Eğer mevzu bahis olgunun dili gerektirdiği biçimde anlaşılırsa, söz konusu olgudan icap ettiği şekilde faydalanmak ve ondan istenilen sonucu almak mümkün hale gelecektir. Nasıl müzik için nota ve vuruşlar, elektrik için amper, yazılım için kodlama, tıp için ise insan vücudunun dilinin iyi anlaşılması gerekiyorsa, aynı gereklilik hukuk disiplini açısından da önem arz etmektedir. Örneğin, hukuku anlamak için her şeyden önce hukukun nasıl bir şekle sahip olduğunu ve hangi kaynaklardan geldiğinin araştırılması gerekir. Daha sonra hangi tür şartlarda ve nasıl bir vakıanın sonucu olarak bu hukuk denilen şey ile karşılaşılır onun incelemesinin yapılması muhakkaktır. Nihayetinde ise bu hukuk denilen olgunun bir amacı, yararı veyahut zararı olup olmadığı ve hangi tür sonuçlara yol açtığının tahlili gerekir. Bu zikrettiğim soruların cevabını vermekle hukuk hakkında mantıksal bağlantılar ve açıklamalar geliştirmek mümkün olmakla birlikte, hukuku bütüncül bir perspektifte ele alıp, kavramak için bilimsel ve ampirik yöntemlerle de ele almak elzem bir ihtiyaçtır. Bunun için tarihsel, politik, sosyolojik, felsefi ve psikolojik disiplinlere başvurmak kaçınılmaz bir gerekliliktir.


Thomas Aquinas’ın doğal yasa teorisinde de bahsettiği gibi “Bütün insanlarda ortak olarak bulunan bir tür yasa vardır. Akılsal varlıklar tarafından ezeli-ebedi yasadan pay alınarak sahip olunan bu yasaya doğal yasa denir.”


Evrende her yasa geçerliliğini ve etkililiğini daha üst konumda bulunan bir normdan alır. Öyle ki, tüm varlık camiasının tabii olduğu değişik hiyerarşide bulunan normlar mevcuttur. Thomas Aquinas’a göre en temel ve diğer bütün yasaların türediği yasa ezeli-ebedi yasadır. Bunun yanında, teoloji kökenli hukukçular tarafından bütün yasaların vacibü’l vücud yani zorunlu varlık olan tanrıdan türediği kabul edilir. Bu ezeli-ebedi yasa tıpkı pozitivist hukuk sistemlerinde var olan ve bütün kanunların, yönetmeliklerin ve kararnamelerin geçerliliklerini ve etkililiklerini aldığı anayasa gibidir. Bu en üstün ve tek yasanın altında kozmolojik yasalar yer almakla birlikte bu kozmolojik yasalardan türeyen ve alt basamaklarda yer alan fiziki, sosyolojik ve psikolojik yasalar mevcuttur. Sosyolojik ve psikolojik yasalar fiziki(bilimsel) yasaların etrafında şekillenir. Öyle ki, fizik, kimya ve biyoloji gibi birbiriyle etkileşim içinde olan bu fiziki yasalar dünya üzerindeki varlıkların sosyopsikolojik durumlarını da belirler. İnsanın iç dünyası ve psikolojisinin de içinde yetiştiği çevre tarafından şekillendirildiği göz önünde bulundurulursa, psikolojik yasaların da sosyolojik yasaların altında yer aldığı sonucuna ulaşılabilir.


Evrende var olan enerji, hız, doğum, üreme, ölüm veya elementlerin yapısı gibi çeşitli olgu ve vakıalara bilimsel açıklamalar getirilmek istenmesi; insanları olgu ve olayların tabiatından doğan kesin ve değişmez fiziki(bilimsel) yasaları keşfetmeye yönlendirmiştir. Öyle ki, mevzu bahis kavramları açıklayabilecek enerjinin korunumu yasası, momentum yasası, eşeyli üreme, entropi etkisinde organizmaların yıpranması, kütle korunum yasası ve avagadro yasası gibi çeşitli yasalarla bu olgu ve olayların tabi olduğu esas yasalara ulaşılmak istenmiştir.


Hiyerarşide fiziki ve sosyolojik yasaların altında bulunan ve onlardan kaynaklanan psikolojik yasalar, canlıların bulunduğu çevre ve yaşadığı koşullar altında şekillenen duygusal, aksiyolojik ve bilişsel aktivitelerin tabi olduğu yasalardır. Bu yasalar çerçevesinde, canlılar dış dünyadan aldığı sinyaller dolayısıyla duygu, durum ve düşüncelerindeki değişimleri dış dünyaya belirli biçimlerde yansıtırlar. Nasıl ki, acı bir tecrübeden sonra canlıların üzüntü, sevindirici bir haber vesilesiyle mutluluk, ani ve beklemedik olaylar karşısında şaşkınlık yaşamaları ve bunlar sonucunda belirli tepkilerde bulunmaları hayatın olağan akışına gayet uygunsa da, bu sebep-sonuç ilişkileri canlıların doğasından kaynaklanan değişmez lakin farklı biçim ve miktarlarda görülebilen psikolojik yasaların bir sonucudur. Söz konusu duygu, durum ve düşünce değişikliklerinin aşırı uçlarda seyretmesi dolayısıyla narsistik, sosyopat ve borderline tarzında anti-sosyal kişilik bozuklukları da vuku bulabilir. Mevzu bahis psikolojik yasaların keşfedilip kendine münhasır psikolojik vakıalara tatbik edilmesi sonucu duygudurum değişikliklerinde bir denge mekanizması kurulması ve tedavi üretilmesi mümkün olabilir.

Farklı gereksinimler dolayısıyla bir arada yaşayan ve bir arada yaşamaktan doğan zorunlu gereksinimleri karşılamaya çalışan insanların, aralarındaki sosyal etkileşimi üst hiyerarşide bulunan yasalar çerçevesinde küresel sosyal ilişkilere kadar düzenleyip sosyal yaşamın nizamını ve sürekliliğini sağlayan sosyolojik yasaları keşfetme çabaları tarihten antropolojiye, müzikolojiden dilbilimine, siyasetten ekonomi ve pozitivist hukuka kadar birçok sosyal disiplininin doğmasına vesile olmuştur. İnsanlar araba kullanırken, yürürken veyahut yemek yerken nasıl fiziki yasaların etkisinde hareket ediyorlarsa, aynı şekilde sosyolojik alanlarda da aktivitelerini gerçekleştirirken veyahut istedikleri sonuca ulaşabilmek için belirli bir takım sosyolojik yasalara uygun davranmak zorundadırlar. Hiyerarşinin en tepesinde bulunan tek yasa ve onun altında yer alan kozmolojik ve de fiziki yasalar insan varlığından kaynaklanmadığı, aksine insan varlığı bu yasaların mevcudiyeti dolayısıyla var olduğu ve var olmaya devam edebildiği için insanlar bu yasalar bakımından etken değil edilgen bir konumdadır. Öyle ki, insanlar halihazırda var olan kütle korunumun veya yerçekimi vakıasını açıklayabilmek için kütle korunum yasasını ve yerçekimi yasasını keşfetmişlerdir ve bu tür yasalar günlük yaşama re’sen uygulanır; yani insanlık tarafından bu yasaların işletilmesi için bir edimde bulunulması gerekmez. Lakin biyolojik yasalar fiziki yasalardan sonra gelen diğer yasalar için bir nevi geçiş yasası olma niteliğine haiz olduğu için biyolojik yasaların işletilmesi için insanların kısmi de olsa üremek, beslenmek gibi bir edimde bulunmaları şarttır. Fakat, sosyolojik ve psikolojik yasaların insanlığın varlığından kaynaklanması dolayısıyla bu alanlarda dönemden döneme değişiklik gösteren ve gereksinimlerimiz tarafından belirlenen sonuçlara ulaşabilmek için söz konusu sosyolojik ve psikolojik yasaların ilk olarak keşfedilmesi ve daha sonra ilgili somut veya soyut olaya tatbik edilmesi gerekir. Sosyolojik olayların anlaşılmak istenmesi sebebiyle sosyolojik yasaların keşfedilmeye çalışılması içerikleri dönemden döneme değişebilir bir niteliğe haiz olan sosyal disiplinlerin doğumunu hazırlamıştır. Farzı misal, insanların bireysel olarak güç yetiremeyecekleri bir hedefe ulaşabilmeleri için kolektif bir şekilde organize olmaları gerekliliğine işaret eden sosyolojik yasanın keşfedilmesi sonucu kabilelerden günümüz modern devlet yapılanmasına kadar uzanan bir süreç vuku buldu. Dolayısıyla siyaset ve işletme disiplini gibi modern disiplinler hayatımıza girdi. Aynı şekilde, insanların yaşamlarını devam ettirmelerine veya kolaylaştırmalarına olanak sağlayacak dışardan besin veya meta temin etmeleri için belirli bir kapasiteye sahip olmaları gerekliliğine işaret eden yasa sayesinde ilkel ve modern anlamda ekonomi disiplini meydana gelmiştir. Unutulmamalıdır ki, ilkel zamanda söz konusu besine yahut maddeye ulaşılması için gereken kapasite fiziki ve mental bir kapasite olmakla beraber günümüzde ise bu kapasite daha çok ekonomik ve mental kapasite anlamına gelmektedir. Yine, geçmişini bilmeyen bireylerin geleceğini tayin edemeyeceği sorunsalına ilişkin bir sosyolojik yasaya ulaşılmak istenmesi tarih disiplinin doğumuna kaynaklık etmiştir. Aynı şekilde, devlet denen yapıdan hem önce hem de sonra sosyal ve politik düzenin devamlılığını sağlamak üzere adil yazılı-yazısız nitelikte örf-adet, görgü, ahlak veya hukuk kurallarının olması ve bu kurallara aykırılığın çözüme kavuşturulması için gerekli mercilerin olması lüzumuna işaret eden bu tip bir yasayı keşfetme çabası modern anlamda hukuk disiplinin oluşturulmasına olanak sağlamıştır. Söz konusu sosyolojik yasaların işleyişine ilişkin olarak İbni Haldun Mukaddimesinde “peygamberlerin çağrıları da, kabilelerinin ve boylarının yardımlarıyla sonuca ulaştırılabilmiştir. Oysa peygamberler güçlerini tanrıdan alıyorlardı tanrı isteseydi ‘ol’ derdi ve her şey olur-biterdi. Ama öyle olmadı, her şey süregelen yasalarına uygun olarak yürüdü. Tanrı hikmetlidir ve bilir. Demek ki, insanlardan her biri bu yola gitse, savında haklı olsa bile, topluluk gücünden kopuk bireysel biçimde çıkış yaptığı sürece, yok olmaya sürüklenmekten kendini kurtaramaz. 1 İbni Haldun mukaddimesinde tanrı ile insanlar arasında bir tür sened-i ilah’ın bulunduğunu ve bu sebeple tanrının insanların yaşamına ve kendi koyduğu kurallara müdahale etmediğini savunur.


Nihai olarak söylemek gerekirse, geniş anlamda hukuk ile dar anlamda hukukun farkının iyi anlaşılması gerekir. Günlük hayatın her alanında her türlü aktiviteyi gerçekleştirirken belirli birtakım yasaların etkisinde hareket ederiz. Ancak, canlıların varoluşundan kaynaklanan sosyolojik ve psikolojik yasalar açısından, diğer yasaların aksine, tamamen edilgen veya kısmen etken bir konumda değiliz. Bu tür yasaların ilk olarak keşfedilmesi daha sonra ise hayatın farklı alanlarına uygulanması gerekmektedir. Bu sebep dolayısıyla söz konusu yasaya ulaşmak için geçirilmesi gereken bir tefekkür süreci mevcuttur. Ardından bu tefekkür süreci ile mevcut yasanın keşfedilmesi ve günün koşulları uyarınca inşa edilip, farklı görünümlerde somutlaştırılması gerekir. Dar anlamda hukuk düzenleri ise özellikle kozmolojik yasalardan biri olduğunu düşündüğüm adalet yasası ışığında neredeyse hayatın her alanını düzenlemeye çalıştıkları için geniş anlamda birçok hukuk yasasına hâkim olmayı gerektirir. Ancak bu şekilde ideal ve mükemmel bir hukuk düzenine ulaşılabileceği kanısındayım. Yazının başında bahsettiğim hem geniş hem de dar anlamda var olan hukukun dili bu yasalardır. Nasıl ki, yazılı hukuk kurallarının anlaşılması için yorum yapılması icap ediyorsa, evrenin de düzenli bir şekilde işlemesini sağlayan geniş anlamda hukuk kuralların da tefekkür ile keşfedilmesi gerekir. Ancak bu şekilde bölgesel hukuk kurallarımız kainatın işleyişine olanak sağlayan kesin ve değişmez yasalar ile uyumlu ve ilişkili hale getirilebilir.


1 İbni Haldun, Mukaddime, TD C.I, s.370; SU, C.I, s.380

89 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör