İNSAN, KÜLTÜR VE MİRAS

Güncelleme tarihi: 17 Mar 2021

‘İnsan’ ne kadar da garip bir kavram öyle değil mi? Dışarıdan bakıldığı zaman oldukça sıradan, sonsuz yaşamın içindeki parçalardan sadece biri. Ama insanın özüne inildiği zaman o sonsuz yaşamın pek çok farklı parçasını içerisinde barındıran oldukça zengin ve özel bir varlık. En basitinden tıpkı bir elin beş parmağının farklı olması gibi, insanlar da birbirinden oldukça farklıdır. Psikolojide ‘Hümanistik’ (İnsancılık) yaklaşımı benimseyen ve bu yaklaşımın kurucularından biri olan Psikolog Carl ROGERS’in de söylediği gibi ‘Her birey biriciktir. Her birey tek başına değerlidir ve bir potansiyeli vardır.’ Sözünden de yola çıkacak olursak her insan birbirinden farklı, tek, biricik ve özeldir. Sonsuz yaşamın önemli birer parçalarıdır adeta.

Her insanın kendi içinde birbirinden farklı kendi küçük dünyaları vardır. Her insan hayat serüveninde hem kendine hem de toplum hayatına sayısız fayda ve katkıda bulunur. İnsan bunu bazen bilinçli, toplumda bir farkındalık yaratarak bazen de fark etmeden yapabilmektedir. İşte tüm bu katkılar Yaşamın her alanda oldukça zenginleşmesine insanoğlunun kendine özgü katkılarının da etkisiyle, hayattaki her topluluğun kendine özgü olan, kendinden sonraki gelecek nesillerine aktardığı, miras bıraktığı, maddi ve manevi her türlü katkıdır aslında.

Kültür zamanla yaratılan, değişen ve gelişen bir anlam ve önem sistemidir. Kültür gün geçtikçe önemi ve birikimi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Bu sebeple Yaşam içerisinde pek çok farklı insanı ve aynı zamanda bu farklılıktan doğan çok zengin bir kültür mozaiğini de içerisinde barındırır. Kültür insan hayatının ayrılmaz bir parçası adeta bir can damarıdır aslında. Her toplumu ve insanı geçmişten bu güne getiren, yoğuran ve şekillendiren, yegane etkenlerden biridir. Dünyamızda geçmişten bu güne, ve hatta geleceğe pek çok farklı kültür bulunur ve bulunmaya da devam edecektir.

Kültürün insan yaşamına etkisine baktığımızda ise; geçmişten bu güne değin insanın hayat yolculuğunda yazılı ve yazısız pek çok toplumsal kural, görgü kuralları, din ve ahlak kuralları, adetler, töreler, gelenek ve görenekler vb. birçok kültürel etmen ve normlar insan hayatını derinden etkilemiş ve şekillendirmiştir. İnsan toplumun kültürünü sosyalleşme ve çevresi ile etkileşimi yoluyla elde eder. İnsan’ın hayattaki ilk rehberi ve eğitimcisi ailedir. Bireyin toplum kültürüyle ilk karşılaştığı ve sosyalleşmeye başladığı kutsal bir kurumdur. İnsan yaşamı boyunca kullanacağı ilk ve temel bilgileri aile’de öğrenir. Örneğin; yeme-içme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık, toplum ile temel iletişim ve etkileşim kurma, kaliteli bir yaşam sürme vb. birçok beceri ve toplumda uyması gereken kurallar da çocuğa yine aile tarafından öğretilmektedir.

Elbette her toplumun kültürü, kuralları, adetleri, gelenek ve görenekleri farklıdır. Ve buna bağlı olarak toplumumuzda pek çok farklı kültür meydana gelir. Bu kültürel farklılığı basit bir şekilde örneklendirecek olursak, örneğin; bir topluma göre elle yemek yemek yada yemek yerken ağzını şapırdatmak ayıplanırken, bir başka toplumun kültürüne göre bu gayet doğal karşılanabilir. Ve hatta bir nezaket kuralı ve yemeği beğendiğinizi ifade etme ve ev sahibine teşekkür etme biçimi olarak da algılanabilmektedir. Ya da sizin kültürünüzde yerleşmiş ve artık yaşamınızda gayet doğal ve gerekli olan, salt doğru olarak kabul ettiğiniz bir kültürel değeriniz, bir başka kültüre sahip bireylerce oldukça uygunsuz ya da yanlış bulunup kabul görmeyebilir.

Bireyin yaşamının ilk evrelerinden itibaren nasıl bir hayat yaşayacağı, çocukluğunu nasıl geçireceği, ileride hangi eğitimi alacağı, nasıl bir meslek seçeceği, hayatını kiminle ve nasıl sürdüreceği, nasıl sonlandıracağı üzerinde de yine içinde bulunduğu toplumun kültürü ile istendik ya da zorunlu etkileşimi sonucu şekil alabilmektedir.

Biraz da kendi kültürümüz ve toplumumuz üzerinde duracak olursak, bizler oldukça eski ve köklü bir medeniyete ve kültüre dayanmaktayız. İnsanoğlunun ilk ortaya çıkışından bu güne kadar birçok farklı devlet ve medeniyetin beşiğinden gelmiş bulunmaktayız. Örneğin tarihsel bir sıralama yapacak olursak; ilk Türk boyları ve devletleri, Osmanlı devleti ve şimdilerde ise Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanan bir milletiz. Bu tarihsel gelişim ve sürecin içinde bulunan pek çok millet, devlet ve medeniyetin de kendine özgü toplumsal değerlerini ve kültürünü miras olarak almış ve birçoğunu halen bu günkü hayatımızda da oldukça aktif olarak yer vermekte ve kullanmaktayız.

Bunlara birkaç örnek verecek olursak; şu an yapmış olduğumuz düğün törenleri atalarımızın kültüründe ve geleneğinde olan ‘toy’ töreni, ölülerimizin ardından tuttuğumuz yas ve mevlid ise eski Türklerdeki Yuğ (cenaze töreni) ya da Sagu (ölenin ardından yakılan ağıt) ile bağdaştırabiliriz. Asker eğlencelerimiz, sünnet düğünlerimiz, kına gecesi, gelin hamamı, yağlı güreş, cirit, gülle atma, dini ve resmi bayramlar ve sıla ve bayram ziyaretleri, çocuklar için yapılan kırklama, tuzlama ve çocuğun ilk dişi çıkınca yapılan diş mevlüdleri, ve daha neler neleeer..

Türk kültürü ve toplum yapısı ile diğer milletlerin kültürü ve toplum yapısını karşılaştıracak olursak, örneğin; bir İngiliz in babasına ‘hey Robert dostum’ diye seslenmesi gayet doğal karşılanırken bizim toplumumuzda ve kültürümüzde görgü kuralları ve büyüklere ve aile bireylerine saygı kapsamında kabul edilmez ve oldukça garip ve yanlış karşılanabilir. Söz gelimi babanıza ‘hey Kemal dostum’ diye seslendiğinizi bir düşünsenize kulağa ne kadar da garip geliyor öyle değil mi?

Mesela Türk Kahvesi kavramı neden sadece bize özgü? Üstelik dünyada o kadar farklı kahve çeşidi bulunurken. Çünkü biz Türkler kahveyi soğuk suyla kısık ateşte ve yavaş yavaş pişiriyoruz bu bize özgü bir metot.

İnsan hayatı boyunca her alanda şu temel soruları sorabilmeli aslında; nereden geldik, şu an neredeyiz, nereye gidiyoruz ve nereye varacağız?

Biraz da eski ve yeni Türk kültürünü ve yaşamını karşılaştıracak olursak örneğin; eskiden insanların evleri ve yerleşim yerleri daha sade ve daha basitmiş. Evler genelde müstakil ve birbirine oldukça yakınmış. Hatta bir evin damından diğerine rahatça atlayabiliyormuşsunuz. Evler genelde sıkı sıkıya kilitlenmezmiş. Herkes birbirini tanır, birbirine yardım eder, ortak ihtiyaçlar için imece usulü çalışır ve yardımlaşırmış. Şimdilerde o hep özlemini duyduğumuz ‘Mahalle Kültürü’ varmış aslında. Oysa şimdi evlerimiz daha da lüksleşti, apartmanlar ve gökdelenler ile yerden adeta göğe uzanır hale geldik. Eskiden bizim için çok meşakkatli ve zorlayıcı olan işlerimiz şu an gelişen teknolojik imkanlar ve topum yaşamı sayesinde çok daha kolay bir tıkla ulaşıp kullanılır hale geldi.

Aslında bu beni hem sevindiren hem de hüzünlendiren bir gelişme. Tüm bu teknolojik gelişme ve imkanlar insan ve toplum yaşamı için faydalı kullanıldığı takdirde topluma ve insanlığa katkı sağlayan güzel imkan ve gelişmeler. Ama tüm bu gelişmelerin insan yaşamı ve toplum üzerine bazı olumsuz etkileri de bulunmakta. Eskiden bölgemizdeki hemen hemen her insanı tanırken şu an bekli de kapımızın dibindeki yan komşumuzu bile tanımıyor ve hiçbir şekilde etkileşim ve sosyalleşme sağlamayabiliyoruz. Değimi yerindeyse çok katlı yalnızlığı yaşamaktayız aslında.

Eskiden insanlar birbirleri ile çok daha iç içe ve daha sosyaldiler aslında. Her türlü faaliyet hep birlikte yapılır ve bu sayede ortak bir yaşanmışlık, paylaşım ve sosyalleşme de yaşanırdı. Zaman zaman bayramlarda yada çeşitli önemli günlerimizde bir araya gelince eskilerden, büyüklerimizden hep şu sözü duyarız ‘Aaahh aaah nerede o eski bayramlar!’

Hakikaten yahu nerede o eski bayramlar, nerede o eski adetlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz. Geçmişte ne haldeydiler, onları nasıl yaşatıyorduk ve yaşıyorduk? Peki ya şimdiki yaşam tarzımız eskisiyle aynı mı? Elbette çağın gerektirdiği ölçüde yenilik ve gelişmelere ayak uydurup onlara hayatımızda yer vereceğiz. Geriye dönüp bir bakalım biz nereden geldik?

Anadolu’nun toprak, buğday ve tarhana kokulu bağrından kopup gelen bizler ne ara Batılılaşma, Modernleşme adı altında fas food tarzı yemeklere yönelir olduk. Ya da Anadolu’nun kültür kokan mis gibi sabun ve meşe küllü kokusundan ne ara çeşit çeşit şampuanlara kimyasal kozmatik ürünlere yönelir olduk. Ahh hele o mazi ve duygu, yaşanmışlık ve anlam kokan türkülerimizin, Türk sanat Musıkisinin yerini ne ara Batılı tarzda belki de hiç anlamadığımız şarkılar aldı. Giyim tarzımız eskiden daha sade masum ve samimiyken bir insanın sadece bir gezmelik elbisesi varken, Bayramlarda bir top kumaş alıp tüm aileye elbise diktiğimiz ve kimsenin de bundan şikayet etmediği bir dönemdeyken ne ara bu kadar tüketim çılgınlığına düştük. Yanlış anlaşılma olmasın, daha önce de söylediğim gibi çağın gerektirdiği tarzda elbette hayatımız gelişecek ve değişecek bu gayet doğal.

Ama bugün özelliklede gelişen ve yaygınlaşan medya araçları ve sosyal medya aracılığı ile üzerimize bırakılan kültürlemeye bir bakın. Herkesin birbirinden daha iyi ve güzel olduğunu kanıtlama çabası içine girdiği, farklılıkların getirdiği güzelliklerin gözden kaçırıldığı, herkesin tıpkı bir fabrikanın aynı seri ürünüymüşçesine en güzel, en zayıf, en şık olma yarışı uğruna koşuşturup durduğu bir hale nasıl geldik?

Ve de dönüp ileriye baktığımızda biz nereden geldik, neredeyiz, nereye gidiyoruz ve nereye varacağız? Şu an içinde bulunduğumuz dünya belki de o kadar soğuk, uzak, samimiyetsiz ve yalnız geliyor ki bize, herkesin kendi içine kemdi dünyasına kapandığı bir dünya ile karşı karşıyayız. Eskiden bir araya gelince tatlı bir muhabbete başlar ve sonunu bir türlü getiremezdik. Oysa şimdi herkes alıyor eline telefonunu çekiliyor bir köşeye, hoş geldin, güle güle yi bile mesajla yazacak hale geliyoruz. Çocukluğumuzun ve masumiyetimizin simgesi oyunlarımız. Eskiden bizi hayalden hayale sürükleyen, mutlu eden akşam olunca bir türlü eve girmek bilmediğimiz o güzelim oyunların yerini ne ara sanal dünya ve android içerikli, çocuklar üzerinde pek çok olumsuz etki bırakabilen onları bir arada olmak, paylaşmak yerine şiddete ve hırçınlığa sürükleyen oyunlar aldı. Söz gelimi şu an sokakta parkta oyun oynayan kaç çocuk var?

Ya da özellikle bu güne pandemi sürecine baktığımızda yan yana can cana yaşarken değimi yerindeyse bir araya gelince aynı çorbaya kaşık sallarken ne ara birbirimizden bu kadar korkar ve kaçar olduk.

Sonuç olarak şu an beklide eskiye dayanan birçok kültürümüz geride kalmış, unutulmaya yüz tutmuş yada yeterli destek ve değeri görmeyen değerlerimiz adetlerimiz gelenek ve göreneklerimiz töremiz kısacası bizi biz yapan özümüz olan bir çok kültürel değer ve etken şu anki modern toplumumuzda kendine yeterince yer bulamamış olsa da onlar hala orada, geçmişimizde ama kaybolmadılar. Onların elinden tutmak, onları yaşatmak bu günlere ve hatta yarınlarımıza ve gelecek nesillerimize miras bırakmak bizim elimizde.

Aslında söyleyecek çook şey var sevgili dostlar!

Ancak lafı da fazla uzatmamak gerek. Yani demem o ki içinde bulunduğumuz dünya ve şartlarımız ne olursa olsun bizler bizi biz yapan bu kültürel değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalı ve onları korumak geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak, onlara bu değerli ve güzide mirasımızı bırakmak ve onların geleceğine bu yolla bir ışık tutmak en önemli misyon ve hedefimiz değil mi?

Ehh zaten kültür ve miras dediğimizde de insanın aklına daha başka ne gelebilir ki.

77 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

KARANLIK KENT

EV