MÜLTECİLER VE SURİYELİLER

Ülkemiz, coğrafi konumu itibariyle uluslararası koruma konusunda sıcak temasların söz konusu olduğu bir yerdedir. Gerek Ortadoğu’da gerçekleşen sorunlar sebebiyle ülkemize sığınmak isteyen birçok kişiye, gerek ülkemiz üzerinden başka ülkelere sığınmak için geçiş yapmak isteyenlere ev sahipliği yapar durumdadır. Hal böyle iken ülkemizden sığınma talep eden insanlarla bazen kısa süreli bazen ise uzun zamanlar aynı toplumun birer parçası haline geliyoruz. Bu sebeple uluslararası korumaya dair ülkemizin hukuki anlamda nasıl bir tavır takındığını anlamamız, ülkemizde olup bitenleri anlamlandırabilmemiz açısından bizlere bir nebze faydalı olacaktır.


Öncelikle sığınmacı kavramının tanımı ile başlamak isabetli olacaktır. Sığınmacı, bir ülkeden uluslararası korunma talebinde bulunan ve talebi hakkında henüz karar verilmemiş kişiler olarak tanımlanmaktadır. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun’unda bu gibi kişiler başvuru sahibi olarak ifade edilmiştir. Tanımları incelediğimiz vakit görüyoruz ki genel anlamda kullanılan sığınmacı ifadesi yetkili makamlar tarafından ülkemize kabul edilene kadar doğru bir kullanım şeklidir. Peki sığınmacı olarak ifade edilen kişilere kabul aşamasından sonra ne dememiz gerekecektir? Bu durumda mevcut düzenlemelerimize göz atarak hukuki statüleri belirlenecektir. İlk olarak sıkça gündemimizde olan mültecilerin ne olmadığı ile başlayalım. Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde imzalanıp yürürlüğe giren Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’yi 1961 yılında onaylamıştır. Bahsedilen sözleşme dolayısıyla Türkiye yalnızca Avrupa ülkelerinden gelecek kişilere mülteci statüsünü tanıyacaktır. Yani ülkemiz bahsedilen sözleşmeye coğrafi açıdan bir çekince koymuştur. Bu sebeple Avrupa ülkeleri dışından bilhassa Ortadoğu’dan gelen kişilere mülteci statüsünü tanınmamaktadır. Ayrıca bu durum imzaladığımız sözleşmeye uygun olarak Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun’unda da düzenlenmiştir(madde 61). O halde ülkemize Avrupa ülkeleri dışından sığınma amacıyla gelen kişilerin hukuki statüleri ne olacaktır? Bu sorunun cevabını ise yukarıda birçok kez değindiğimiz sözleşmede bulmamız pekala mümkündür. Kanunumuzun ilgili maddesine baktığımız zaman, hukukumuzda, Avrupa ülkeleri dışından, zulme uğrama korkusu ile zorla yerinden edildiği için ülkemize gelmek zorunda kalan kişiler, şartlı mülteci olarak kabul edilmektedir. Bu halde Suriye’den ülkemize sığınan kişilere şartlı mülteci demekte bir sakınca yok gibi görünüyor. Fakat Kanunumuzu dikkatlice incelediğimiz zaman gerek mülteci gerek şartlı mülteci kavramları tanımlanırken tek bir şahıs, kişi olarak ifade edilmektedir yani bu statüler kişilere bireysel olarak tanınmaktadır. Dolayısıyla büyük kitleler halinde ülkemize sığınmak için Suriye’den gelen kişileri şartlı mülteci olarak da ifade etmemiz doğru olmayacaktır. Öyleyse Suriyelilerin hukuki statüleri belirlenirken kitlesel olarak hareket eden kişilerin nasıl ifade edildiğine bakmamız gerekir. Karşılaştırmalı hukukta, kitle olarak bir ülkeden diğerine geçmek zorunda kalan kişilere geçici olarak sağlanan koruma için geçici koruma kavramı geliştirilmiştir. Kanunumuzda da bu yönde düzenleme yapılmış ve geçici koruma ifadesi tanımlanmıştır. Buna göre; ‘ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara’ geçici koruma sağlanabileceği kabul edilmiştir. İfade edilenlerden de anlaşıldığı üzere, Suriyeliler gibi ülkemize kitlesel olarak ülkemize gelen kişilerin mülteci veya şartlı mülteci olarak ifade edilmesi mümkün değildir. Kitlesel olarak gerçekleşen bu tür olaylar ancak geçici koruma kapsamında değerlendirilebilir.


Hukukuken yapacağımız doğru nitelendirmeler bizleri isabetli ve doğru sonuçlara iletir. Yukarıda bahsi geçen kavramların kapsamlarının farklılığı gibi meydana getirdiği sonuçlar da farklıdır. Sonuçlarını da bir başka buluşmamızda konuşmak dileğiyle.

47 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör