SOSYAL BİLGİLER

- Kaynak Nedir?


Geçmişten kalan her türlü bulguyu içerir. Kaynak sayesinde geçmişteki olaylar hakkında bilgi edinebiliriz. Kaynaklar bize tarih hakkında en temel düzeyde bilgi veren şeydir. Bilgi ve belge sağlayan tarih bilimine ışık tutan yazılı belge veya nesnelerdir. Doğrudan doğruya tarihi olayı yaşayan bu olayı görenler veya olaylar çağdaş yazarların verdikleri bilgi ve eserlere ana kaynak denir. Hatıralar, seyahatnameler, kitabeler, paralar…


Yazısız kaynaklar: Tarih öncesi yanı yazının bulunmasının önceki dönemlerin aydınlatılmasında etkili olan belgelerdir. Taş ve madeni araçlar, heykeller, kabartmalar, efsaneler, destanlar arkeolojik kazılardır. Bulunan kapkacak, kemer, toka, yüzük, gibi süs eşyalar yazısız kaynaklardandır.


Yazılı Kaynaklar: Yazının icadından sonraki döneme ait yazılı sesli ve görüntülü belgelerdir. Anallar, fermanlar, kitabeler, paralar, kanunnameler, tabletler, anıtlar, film, video, teyp kasetleri, bilgisayar disketleri ve sesli görüntülü kaynaklar yazılı kaynaklardır.


Tarihi kaynaklar aşağıdaki şekilde sınıflandırabilir:

- Birincil elden kaynaklar

- İkincil elden kaynaklar

- Kalıntılar

- Sesli ve görüntülü kaynaklar


Yazılı belgeler yazısız belgelerden daha net bilgiler içerir. Günümüzden geriye doğru gidildikçe yazılı belgeler azalmaktadır. Bu durum geçmişin aydınlatmasında güçleştirmektedir. Özellikle tarih öncesi döneme ait birçok bilgi varsayımla dayanmaktadır.


Birincil Elden Kaynak: Tarihi olayın geçtiği döneme ait her türlü bulgudur. Orijinal veriler veya ilk elden bilgi içeren herhangi bir belge veya kayıt birincil kaynaktır. Birincil kaynaklar, etkinliği kendisi yaşayan veya olay anında mevcut olan bir kişi tarafından yaratılan eserlerdir. Ünlülerin röportajları, ünlü kişilerin yaptığı konuşmalar, tanıdıkların mahkemelerdeki ifadeleri vb. Her zaman bilgi kaynağıdır. Özgün araştırma, yazarlar tarafından yazılan el yazması, gazete kesimi, mobilya, kıyafet, yapılar ve hatta kazılar sırasında ele geçirilen eserler içeren araştırma kâğıtların hepsi birincil bilgi kaynaklardır. Birincil kaynaklar, genellikle geçmiş olayların ilk elden kanıtıdır.


Amerikan kongre kütüphanesi, tarihsel birincil kaynak türleri altı grupta ele almaktadır:

1. Nesne Kaynakları: Buluntular, aletler, silahlar, icatlar, üniformalar modalar mezar taşları

2. İşitsel Kaynaklar: Sözlü tarih kayıtları, görüşme kayıtları, müzik kayıtları

3. İmaj Kaynaklar: Fotoğraflar, filmler, videolar, güzel sanatlar

4. İstatistik Kaynaklar: Nüfus verileri, haritalar, mimarı çizimler gibi.

5. Metin Kaynaklar: Gazeteler, mektuplar, tarihsel yemek kitapları, reklamlar, günlükler, bilinen tarihsel yemek kitapları, reklamlar, günlükler, bilinen tarihsel dokümanların orijinal metinleri

6. Halk Kaynakları: Aile fotoğrafları, atadan kalma aletler, malzemeler ve giysiler.


İkincil Kaynak Nedir?


Olayın geçtiği döneme yakın ya da o dönemin kaynaklarından yararlanılarak meydana getirilen eserlerdir. Birincil bilgi kaynağını tanımlayan özetleyen analiz eden veya türetilen herhangi bir bilgi kaynağı ikincil bilgi kaynağı olarak adlandırılır. İkincil kaynaklar çoğu zaman birincil bilgi kaynağı tarafından açıklandığı üzere olayı yorumlamakta eleştirir veya yardımcı olur. İkincil bilgi kaynaklarına en iyi örnek metin kitapları, tarihi olaylara dayanan filmler ünlü insanlar hakkında yazılmış metinler ve geçmişteki olaylar, zenginlerin ve nüfuzlu kişilerin biyografileri vb.


Sözlü tarih, tarih araştırmalarında görülen yeni eğilimlerden birisidir. Her insanın hayat hikâyesinin tarihin bir parçası olduğu önermesinden hareket eden sözlü tarih, disiplinler arası iş birliğini daha da artıran yönü ile sosyoloji, antropoloji, etnoloji, folklor, psikoloji, sosyal psikoloji, coğrafya gibi beşeri bilimlerin tüm imkânlarından yararlanmaktadır.


Sözlü tarihin yararları insanların geçmişinden neler yaşadığını öğrenmektir. Sosyal bilgiler dersine yapılan eleştirilere göz atıldığında bunlardan biride sıkıcı olmasıdır. Bu sıkıcılığa engel olmak için kullanılan bir yöntemde sözlü tarihtir. Sözlü tarih yöntemi bireysel ölçüleri derse taşıyarak öğrenciler dersler ile yaşamları arasındaki bağı kurmalarına yardımcı olur. Ayrıca okuma yazma bilmeyen bireylerin kendi yaşam hikâyelerinin yazıya dökülmesiyle okuma yazma bilmeyen yetişkinler cesaretlendirilebilir. İnsanların iş ve aile yaşamları arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılabilir. İnsanların deneyimleri tarihin içine katılarak tarihin kapsamı genişletilebilir.


Sözlü tarih, tarihi yazılı belgelere ek olarak yaşayan bireylerin belleğe dayalı anlatıları aracılığıyla yazma ve sıradan insanları, gündelik yaşamı ve öznelliği tarihin araştırma alanına dâhil etme dürtüsüyle şekillenen ve ses kaydetme teknolojilerinin gelişmesiyle de desteklenen disiplinler arası bir çalışma alanı ve araştırma yöntemidir. Sözlü tarih, ulusal ses/görüntü arşivi oluşturma ve kullanılabilirliğini artırmaya odaklı araştırma projeleri, eğitim atölyeleri, konferans, seminer, yayın vb. faaliyetlere ağırlık verilerek yapılır. Sözlü tarihin geleneksel biçimi kişisel yaşam öykülerinin saptanmasıdır. Böyle olduğu için kişisel arşivler önem kazanmaya başlamıştır. Ancak zamanla kurum tarihi, olay tarihi, sözlü tarih çalışma konuları arasına girmiştir.


Sözlü tarih; yaşayan deyiş Sözlü tarih yaşayan bellektir. Her insanın kendi yaşamına ilişkin var olan ve anlatabilecekleri yaşam öyküleri yüzyılımızın tarihi için değerli bilgiler içerir. Bunlar, değişiklik dönemlerinin, bu değişiklikleri yaşayanların aracılığıyla doğrudan anlatımıdır. Sözlü tarih bir bilimsel disiplinden çok bir bilimsel yöntemidir. Ancak disiplin olarak tarihe, sosyolojiye yakındır ve antropoloji ile benzerlikler gösterir. Çünkü sözlü tarih çalışması salt bir kayıt faaliyeti değildir. Görüşme hazırlığı, görüşme süreci ve görüşme sonrası 'katılımcı gözlemcilik' tekniklerinin de kullanıldığı bir anlama faaliyetidir. Sözlü tarih kaynakları Sözlü tarih kaynakları tarihî şiirler, hikâyeler, efsaneler, mitoslar, destanlar, menkıbeler, fıkralar ve atasözleri olmak üzere çeşitlendirilebilir. Fuat Köprülü; tarihi, sadece kronoloji ve biyografiye indirgeyen yaklaşımların tutarsız ve eski olduğunu belirtir. Edebiyat eserlerinin zaman zaman aslî kaynakları aşabileceği kanaatindedir. Fakat bu yararlanma esnasında sağlam bir filoloji kültürü, tenkit yeteneği gerektiğini vurgular. Aile tarihi Ailedeki yaşı ilerlemiş kişilerle nereden gelindiği, akrabalık ilişkileri, evlilikler, doğumlar ve ölümlerle ilgili görüşmeler tam olmasa bile tahmini tarihlerin elde edilmesi ve kronoloji bilgisinin daha sonradan olaylarla tutarlı bir biçimde oluşturularak sosyolojik bilgilerin öğrenilmesini amaçlamaktadır. Toplumda çok az kişi kendi başına, toplumdan ayrı olarak yaşar. Çoğu zaman insanların hayatları ve davranışları bir arada yaşadıkları insanlarla bağlantılı olarak gelişir. Böylece yalnızca kişilerin bir anlamda kişiye özgü olabilecek hayat hikâyeleri değil aynı zamanda toplumdaki kadın-erkek ilişkileri ile çocuk dünyaya gelir. Dünyamızda örneğin:25 milyon erkek ve 25 milyon kadın vardır. Yarıları evli yarıları dul yarıları bekâr yarıları sözlü yarıları nişanlı olabilirler. Örneğin:1999 yılında annem ile babam evlendi. Örneğin:2005 yılında ben doğmuşum. Atamızın yıllarından başlar. Bu yıla kadar dolu insan evlenmiştir. Dolu insan dul kalmıştır. Dolu insan boşanmıştır. Dolu insan nişanlanmıştır. Kurum tarihi Mustafa Kemal Atatürk' ün yıllarından başlar.2009'a kadar biten Tarihe Kurum Tarihi denir. Olay tarihi Kişinin anısı arasında bir yeniden üretim süreci vardır. Sözlü tarih çalışmaları, bireysel değerlerin ve eylemlerin geçmişi nasıl biçimlendirdiğini ve geçmişin bugünkü değerleri ve eylemleri nasıl biçimlendirdiğini de ortaya çıkartan bir araç olmaktadır.


Sözlü tarih yöntemi sadece tarih ve eğitim tarihi alanında değil aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve halkbilim araştırmalarında da kullanılmaktadır. Farklı alanlarda kullanılan sözlü tarih yöntemi ile olaya şahitlik etmiş ya da bizzat olaya katılmış kişiler geçmiş hakkında bilgiler vermektedir.


1. Yakından uzağa ilkesi

2. Bilinenden bilinmeyene ilkesi

3. Açıklık ilkesi

4. Hazırbulunuşluk ilkesi

5. Etkin katılım (iş aktivite) ilkesi:

6. Öğrenciye görelik ilkesi

7. Hayata yakınlık ilkesi

8. Somuttan soyuta ilkesi


1.Yakından Uzağa İlkesi:


Yaşama yakınlık ilkesi, okulda verilen eğitimin gerçek hayatla ilişkilendirilmesi veya gerçek yaşamda işlevsel olması, işe yaraması anlamına gelmektedir. Bireye ihtiyaç duyduğu gerekli bilgilerin öğretilmesi hayatilik ilkesi ile ilgilidir. Okul yaşamın kendisidir. Öğretilenler çocuğun gerçek hayatta işine yarayacak. Örnek olarak, eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına materyal tasarlama becerisinin öğretilmesi.


2.Bilinenden Bilinmeyene İlkesi:


Bilinenden bilinmeyene ilkesi, öğrencilerin bildikleri konulardan yola çıkarak bilmedikleri kavramı anlamlandırmalarını kolaylaştırılır. Bunun için hedef kavrama (bilinmeyen) ulaşmada kaynak kavram (bilenen) kullanılır. Öğrencilere ön bilgilerinin hatırlatılması bilinenden bilinmeyene ilkesi ile ilgilidir. Çünkü etkili ve kalıcı bir öğrenme, önceden öğrenilenlerle yeni öğrenilenler arasında bağ kurulabildiği oranda gerçekleşir. Önce ön bilgileri hatırlatma, sonra yeni bilgiyi öğretme. Örnek olarak, denk küme konusunu işlemeden önce küme, eleman ve eleman sayısı konularını hatırlatmak.


3.Açıklık İlkesi:


Açıklık ilkesi, öğretmenin bir yandan konuyu açık ve anlaşılır bir dille anlatırken bir yandan örnekler vermesi ve görsel materyaller kullanarak öğrenmenin kalıcılığını artırmasıdır. Öğretmenler konuyu veya yapılacakları öğrencilerin anlayabileceği bir dille anlatırken, görme duyusunu harekete geçirecek materyalleri de devreye sokmalıdır. Örneğin öğretmen anlatım yöntemiyle ders işlerken anlatımını sunumla desteklemesi öğrencilerin konuyu anlamasını kolaylaştırır


a) Öğrenme ve öğretme sürecinde verilen bilgilerin açık – net ve anlaşılır bir dille ifade edilmesi gerekir.


b) İletilecek mesajların açık ve anlaşılır bir şekilde öğrenilmesi için farklı araç – gereç ve materyal kullanımına gidilmesi, deneylere yer verilmesi yoluyla birçok duyu organının etkin katılımı sağlanarak açık bir şekilde bilgilerin elde edilmesi sağlanmalıdır. Örnek olarak, öğretmenin Çanakkale savaşı konusunu anlaşılır bir üslupla anlatırken, fotoğraflar göstererek örnek vermesi…


4.Hazırbulunuşluk İlkesi:


Ders içinde öğretilecekler öğrencilerin hazırbulunuşluklarına uygun ise o ders öğrenciler için doyum sağlayıcıdır diyebiliriz. Öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyleri geçmiş yaşantılarla ilişkili olduğu için öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyleri geçmiş yaşantılarla ilişkili olduğu için öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyleri arasında farklılıklar olmaktadır. Öğrencilerin hazırbulunuşlukları göz önüne alınarak öğretmenlerin dersleri işlemesi gerekmektedir.


5.Etkin Katılım ( İş Aktivite ) İlkesi:


Etkin katılım (Yaparak-yaşayarak/Aktivite/İş) ilkesi öğrencilerin yaparak yaşayarak öğrenme öğretme sürecinin aşamalarına dâhil olması ve kendi öğrenme sorumluluğunu üstlenmesidir. Bu yüzden öğrenciler derste pasif dinleyici olmaktan çıkarılmalı ve okuyan, yazan, soran, cevaplayan, düşünen, yapan, değerlendiren konumuna getirilmelidir. Kişi ne kadar çok duyu organını kullanarak öğrenmeye katılırsa o kadar kalıcı öğrenmeler gerçekleşir. Gezi, gözlem, drama, rol oynama vs. gibi yöntem teknikleri bu ilkenin uygulamaya geçmiş halidir. Örnek olarak, öğrenciler yakın çevredeki ağaç türlerini inceledikten sonra sınıfta bir gözlem raporu yazar. Sonrasında ekip çalışmasıyla raporları analiz eder, üzerinde tartışır ve değerlendirme yapabilme ve değerlendirme aşamalarında aktif görev almalıdır.


6.Öğrenciye Görelik İlkesi:


Öğretmenlerin öğrenme-öğretme sürecini düzenlerken öğrencilerin gelişim düzeyi, hazırbulunuşluğu, ihtiyaç, ilgi, yetenek, beklenti ve bireysel farklılıklarını dikkate alması, öğrenciye görelik ilkesidir. Bu yüzden farklı eğitim düzeylerinde farklı süreçler düzenlenir. Çağdaş eğitim kuramlarına ve programlarına göre öğrenci öğrenme-öğretme sürecinin merkezinde yer almalı, öğretmen öğrencilere rehberlik etmelidirler türlü öğretim faaliyetinde, öğrencinin hazırbulunuşluk düzeyini, bireysel ve gelişimsel özelliklerini, ilgilerini, yeteneklerini, ihtiyaçlarını, fizyolojik ve psikolojik özelliklerini göz önünde bulundurmaktır. Psikolojik(öğrenci düzeyi) temelle yakından ilişkilidir. Bireysel(öğrencinin ihtiyaçları) temelle ilişkilidir. Örnek olarak, okul öncesinde düz anlatım yöntemi nadiren kullanılırken, oyun etkinlikleri çok sık kullanılır.


7. Hayata yakınlık ilkesi:


Yaşama yakınlık ilkesi, okulda verilen eğitimin gerçek hayatla ilişkilendirilmesi veya gerçek yaşamda işlevsel olması, işe yaraması anlamına gelmektedir. Bireye ihtiyaç duyduğu gerekli bilgilerin öğretilmesi hayatilik ilkesi ile ilgilidir. Okul yaşamın kendisidir. Öğretilenler çocuğun gerçek hayatta işine yarayacak. Örnek olarak, eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına materyal tasarlama becerisinin öğretilmesi.


8.Somuttan Soyuta İlkesi:


Somuttan soyuta ilkesi, bilgilerin öncelikle çok sayıda (özellikle de dokunma duyusu) duyu organını harekete geçirecek şekilde somut, sonrasında soyut olarak öğretilmesidir. Piaget’in zihinsel gelişim dönemleri dikkate alındığında işlem öncesi dönem (okul öncesi) ve somut işlemler dönemi (ilkokul) öğrencileri için soyut kavramlar çok anlamlı değildir. Önce pratik uygulama, sonra teorik bilgi. Örnek olarak, toplama işlemi öğreten öğretmenin önce renkli sayı fasulyelerini sonra rakamları kullanması.

21 görüntüleme0 yorum